Sosyal Anksiyete Bozukluğu

Share

SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU (SOSYAL FOBİ)

Çekingenlik ile sosyal fobinin sınırı nedir?

Bilimeyen durumlara ve tanımadığımız kişilere karşı belli bir çekinme duygusunun yaşanması doğaldır. Bebekler doğumdan yaklaşık altı ila sekiz ay sonra yabancıları kendi yakınlarından ayırd edip kaygılanır.

Bu bir gelişim göstergesidir. Ancak bebek kendi güvendiği kalıcı yakınlarının kabul ettiği yabancılara bir süre sonra alışır ve kaygısı azalır. Bu açıdan yabancı karşısında kaygı bir bakıma koruyucu bir özelliğe sahiptir. Gelişim sürecinde çocuğun farklı kaygıları ön plana çıkar.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB) olan kişilerde temel olarak “başkalarının karşısında, dikkatlerin üzerinde toplandığı durumlarda hata yapmaktan, küçük düşmekten korkma” söz konusudur. Bu kişiler en sık topluluk karşısında konuşma veya bir gösteri yapmaktan, yabancılarla özellikle karşı cinsle tanışmaktan, üstleriyle ya da kendini değerlendirebilecek durumda olan üsteri veya kendinden üstün gördüğü kişilerle konuşmaktan ve başkalarının karşısında yemek yemek veya yazı yazmaktan korkuyorlar. Kişi eğer bu durumlara girerse yoğun anksiyete, sıkıntı, kızarma, terleme, tireme ortaya çıkabilir. Bunların sonucunda sıkıntı yaşamamak için kaçınmalar ortaya çıkar, yani bu ortamlara girilmemeye çalışılır.

SAB’nun yaşam boyu görülme sıklığı %2.4 ile % 13 arasında değişir. Başka bir deyişle, her 100 kişiden ortalama 7’si yaşamlarının herhangi bir zamanında bu rahatsızlığı yaşayabilir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Sosyal Durum

Performans Durumu

Yabancılarla karşılaşma

Otoriteyle karşılaşma

Toplum içinde yeme, içme

Küçük gruba katılma

Partiye gitme

Test edilme

Toplum önünde konuşma

Başkaları tarafından izlenirken yazma

Toplum önünde müzik aleti çalma veya rol yapma

Gruba rapor sunma

Aynı düşüncede olmadığını söyleme

 

Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği’nde kaçınıp yapamadığı ya da yaparken yoğun sıkıntı, kaygı duyduğu sosyal durumlar:

Toplum içinde telefonla görüşme

Küçük bir grup etkinliğinde yer alma

Toplum içinde yemek yeme

Toplum içinde bir şeyler içme

Yetkili biri ile konuşma

Dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma

Partiye / eğlenceye gitme

Başkaları tarafından izlenirken çalışma

Başkaları tarafından izlenirken yazma

Çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme

Çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma

Yabancılarla karşılaşma

Genel tuvaletleri kullanma

Birilerinin oturduğu odaya girme

İlgi odağı olma

Bir toplantıda hazırsızlık konuşma yapma

Yetenek, yeti veya bilgi testine tabi tutulma

İyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme

Çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma

Önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma

Romantik veya cinsel ilişki amacıyla birini tavlamaya çalışma

Alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etme

Parti verme / eğlence düzenleme

Israrlı bir satıcıya karşı koyma

 

 

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nasıl Oluşur?

Birçok çalışmada SAB nedenleri arasında ailesel etmenler üzerinde durulmuştur. Genetik çalışmalarda sosyal anksiyete için kesin bir kalıtımsallık olmamasına karşın, anksiyeteli olmanın kalıtımsal bir yönü olduğu gösterilmiştir. SAB’de ailesel yüklülüğün bir diğer kanıtı da, çocuk yetiştirme tarzı, aile içinde sosyal durumla­ra daha sınırlı maruz kalma ve ebeveyn modeli gibi aile çevresiyle ilintili belirgin etmenlerin varlığıdır (Hudson ve Rapee 2000, 2001).

Davranışsal ketlenme de bir başka risk etmenidir. Çocukluk döneminde davranışsal olarak ketlenme düzeyi yüksek olan kişilerde, gelecekte SAB gelişme riski daha yüksektir (Beidel ve Turner 1997). Davranışsal ketlenmesi yüksek olan çocukların ebeveynlerinde de benzer biçimde davranışsal ketlenmenin yüksek olması, mizacın SAB gelişmesinde bir diğer risk etmeni olarak kabul görmesine yol açmıştır (Kagan ve ark. 1988). Kötü bir maddi durum, düşük sosyal sınıf, hiç evlenmemiş olma, işsizlik ve düşük eğitim düzeyi, hastalığın erken dönemlerinde toplumsallaşma eksikliği ile ilişkili olup olası risk etmenleri içinde sayılabilirler (Wittchen ve Fehm 2001).

Gözleme dayalı öğrenmede kişi, sosyal ortamda olumsuz deneyim yaşayan başka bir kişiyi gözleyerek korkulu hale gelir. Bilgi aktarımında ise sözel ya da sözel olmayan yolla, yani tutumlar nedeniyle sosyal ortamların tehlikeli olduğu bilgisinin kişiye aktarılması yoluyla sosyal korkuların edinilmesi söz konusudur. SAB olan kişilerle yapılan çalışmalar, sınırlı tipteki SAB olan kişilerde daha çok travmatik deneyimlerle doğrudan koşullanmayla oluştuğunu, yaygın tip SAB’de ise çocukluk çağındaki utangaçlığın ön planda olduğunu bildirmişlerdir.

Utangaçlık, çoğu insanda yaşamın erken dönemlerinde ortaya çıkmış bir kişilik özelliğidir (Buss 1980). Geniş anlamıyla bakıldığında, üniversite öğrencilerinde yaklaşık %40’ı kendisini “utangaç” olarak tanımlamıştır. Utangaçlık tek başına patolojik (hastalıklı) bir durum olmamakla birlikte her zaman olumlu bir özellik olarak görülmez. Utangaç çocuklar, özellikle sürekli utangaç olanlar sıklıkla yalnızdırlar ve kendilik saygıları düşüktür. Utangaçlık ile ilişkili çocukluğa ait belirgin kişilik özelliklerinin SAB’nin gelişmesinde risk etmeni oluşturduğu ortaya atılmıştır.

Davranışsal ketlenme

Davranışsal olarak bu çocuklar alışılmadık durumlarda geri çekilme, ağlama, bağlandıkları kişilere sıkı sıkıya tutunma şeklinde davranış gösterirler. Burada alışılmadık yeni bir ortama girdiğinde ürkek, kaygılı davranış gösteren çocuk grubundan söz edilmektedir. Ketlenmemiş çocuklarla kıyaslandığında davranışsal ketlenmesi olan çocuklarda konuşma gecikmesinde artma, araştırmaya yönelik davranışta azalma, kalp hızında artma ve kortizol ile epinefrin düzeyinde yükselme saptanmıştır. Kagan ve arkadaşları (1988a), 10 yıl boyunca takip ettikleri farklı gruplardaki çocukların çoğunun davranışsal özelliklerini gözlemlemişlerdir. Davranışsal ketlenme, azalmış sosyal ilişkilere ve sosyal ilişkilerden rahatsızlık duymaya neden olabilir. Bu durumda, sosyal korku ve sosyal anksiyete içe kapanmaya, kuramsal olarak da SAB’ye neden olabilir.

Bilişsel açıdan SAB’de en temel özelliğin, kişinin çevresine özel olumlu izlenim bırakma isteği duyması, buna karşın bunu gerçekleştirebilme yeteneğine karşı da belirgin güvensizlik hissetmesidir (Clark ve Wells 1995). Bu kişiler insanların önündeyken uygun olmayan bir biçimde davranacaklarından korkarlar ve bu davranışlarının sonucunda reddedilecekleri, değer ya da mevki kaybedecekleri ya da kendileri için önemli olan kişisel hedeflere ulaşamayacaklarını düşünürler. SAB olan kişilerde genelde saptanan bilişsel özellikler; kendini değersiz görme, diğer insanların eleştirici ve aşağılayıcı olduğunu düşünme, beklenti anksiyetesi oluşturan olumsuz hayal kurmalar, başkaları tarafından gözlenme konusunda artmış bir duyarlılık ve korku, kaçmanın güç olduğu sosyal ortamlardan korkma, kızarma, titreme gibi bedensel belirtilerin aşırı derecede farkında olma halidir.

SAB’de bilişsel açıdan başlıca iki ana sorundan biri, başkalarıyla birlikte iken bir eylemi başaramama korkusu ve buna bağlı olarak olumsuz değerlendirilme korkusudur. Diğeri ise, kişinin tüm dikkatini kendi içsel uyaranlarına odaklamasıdır.

SAB olanlarda kendine odaklanmış dikkat vardır. Diğer kişiler tarafından olumsuz değerlendirilmenin tehlikesi içinde olduklarını düşündüklerinde, kendilerini gözlemeye başlarlar ve tüm dikkatleri bu konuya odaklanır. Kendilerine yönelik dikkat arttıkça, anksiyete artar. Diğer insanların dikkat odağında da kendilerini görürler.

Yüksek standartlı sosyal performans gereksinimi: “Herkesin beğenisini kazanmalıyım, zayıflığın hiçbir belirtisini göstermemeliyim, zarif ve akıllı görünmeliyim”. Bu yüksek standartlı beklentiler kişiyi anksiyeteye sokar.

b) Sosyal değerlendirmeye ait durumsal inançlar: “Hata yaparsam beni kırarlar, beni tanırlarsa sevmezler, biriyle anlaşamazsam aptal olduğumu düşünürler ve reddederler, eğer insanlar beni sevmezse bu benim aptal, işe yaramaz biri olduğumdandır” gibi inançlardır.

c) Kendi hakkındaki yanlış inançlar: Depresif hastalar gibi çoğu SAB olan hastada da kendilik değeri ile ilgili olumsuz inançlar vardır. Örneğin, “ben garip bir insanım, ben cazibesiz biriyim, aptalım, savunmasızım, yetersizim” gibi. Depresif hastalardan farkı, SAB olan hastalar sosyal durumlarda bunları hissederken, yalnız başına olduklarında ya da hoşlanmadıkları ortam dışında kendilerine bakış açısı olumludur. Eğer bir adada yalnız olsaydınız, yine gereksiz, değersiz biri olduğunuzu düşünür müydünüz sorusuna, SAB olanların hemen hemen tamamı hayır veya çok az yanıtı vermişlerdir. Aileleri veya rahat ettikleri kişiler yanında bu olumsuz inançları taşımazlar.

SAB olan kişiler sosyal ortama girdiklerinde, çevrede olup bitenleri hissetmeksizin otomatik olarak kendi olumsuz düşüncelerine odaklanmaktadır. Bireyin sosyal ortamda çevreyi gözleyerek olumsuz düşüncelerini test edip etmemesinin, utangaçlık ile SAB arasındaki en önemli farklardan biri olduğu belirtilmiştir. Utangaç kişiler sosyal ortamda olumsuz düşüncelere kapılsa da, diğer kişilerin olumlu tavırlarına dikkat ederek bilişlerini düzeltmektedir. SAB olanların ise, bu tür değerlendirme yapmadıklarından olumsuz düşünceleri sürmektedir.

Bu bilişler; kişinin iç diyalogunda yer alan kendini küçümseyen ve aşağılayan ifadeler, kişisel performansı değerlendirmede mükemmeliyetçi beklentiler, kişisel performansı değerlendirmede sadece olumsuz örneklere odaklanma, sosyal başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini bulmada sağlıksız bir örüntü geliştirme şeklindedir.

SAB’de sık rastlanan bilişler üç grupta özetlenebilir.

1) Sosyal etkileşimde diğer kişilerin anksiyeteyi fark etmesi ve SAB olan kişi hakkında olumsuz yargıya varması,

2) Küçük düşme, rezil olma düşünceleri,

3) Kendini değerlendirirken sosyal performansını olumsuz yargılama.

Ellis tarafından geliştirilen Rasyonel Emotif model ise, SAB olan bireylerin, mantıksız biçimde “iyi performans göstermek zorundayım”, “performans sırasında rahatsızlık duymamak zorundayım” gibi komutları sürekli kendi kendilerine vermelerinin, sosyal fobi belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olduğunu söyler. SAB olan kişiler hem doğuştan, hem de yetişme sırasında topluma karşı sunum yapmada fobik hale gelirler. Toplum içinde konuşurken, topluma karşı konuşma fobisi olan bireyin amacı, hem iyi konuşmak hem de konuşurken hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermemektir. Buradaki mantıksız inanç “Topluma karşı iyi ve rahat konuşmak istediğim için, mutlaka böyle yapmak zorundayım, eğer bunu yapamazsam, bu sadece şansızlık değil, berbat bir durum olur ve benim yetersiz, değersiz bir insan olduğumu gösterir” şeklindedir.

Çocuklar ebeveynler arasındaki etkileşimden, aile üyelerinden, öğretmenlerinden ve yaşıtlarından oldukça etkilenirler. Çevresel etmenlerin daha az özgül formu olan diğer yaşam olayları da, stresi artırmakta ve hastalıklarda rol oynamaktadır. Bu faktörler arasında ölüm, hastalık (aileye yakın kişilerde, arkadaşlarda), ebeveyn anlaşmazlıkları, ayrılma, boşanma, akıl hastalığı olan aile bireyi ile yaşama sayılabilir.

SAB’ye neden olan çevresel etmenler; ebeveyn-çocuk etkileşimi, travmatik sosyal deneyimler ve olumsuz yaşam olayları olarak gruplandırılabilir.

Ebeveynin yüksek standartlarına uymayan davranışta bulunduğu zaman cezalandırılan, fakat ebeveynin belirlediği davranış kalıbına uyduğu zaman ödüllendirilmeyen çocukta başarısızlık korkusu gelişebilmektedir. Çocukta gelişen davranışsal ketlenme, erken dönemde ebeveyn-çocuk ilişkisini etkileyebilmekte, ayrıca çocuğun içinde bulunduğu duygusal durum, ebeveyn davranışının anımsanmasını da çarpıtabilmektedir

Ailede başkalarının görüşlerine gereğinden fazla önem verilmesi de sosyal fobisi olan kişilerde sık rastlanan bir özelliktir.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu’nun Tedavisi Nasıl Olur?

SAB tedavi edilebilir bir hastalıktır.

İlk yapılması gereken bir psikiyatri uzmanına başvurmaktır. İlk başvuruda kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirmenin yanı sıra, bu belirtilerin herhangi bir fiziksel hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için bazı incelemeler yapılacaktır.

Tedavi gören SAB’lı hastaların çoğunluğu tedaviden yarar görür. Psikoterapi ya da ilaç tedavileri uygulanabilir. Bu yöntemlerden birinin ya da birlikte uygulanmasının etkin olduğu gösterilmiştir. Hangi tür tedavinin size uygun olabileceğine doktorunuzla birlikte karar vermek yerinde olacaktır. Bir kişi için uygun olan bir tedavi, diğeri için uygun olmayabilir.

SAB tedavisinde antidepresan ve anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar depresyonun ve başka anksiyete bozukluklarının tedavisinde de kullanılır. SAB’da etkin oldukları iyi bilinmektedir. Tedavinin amacı kaygı ve gerginliğin hızla tedavi edilmesidir. Tedavide kullanılan ilaçların ciddi yan etkileri ve bağımlılık riskleri yoktur.

İlaç tedavisinin etkisi birkaç haftadan önce başlamayacaktır. İlaç tedavisi belirtiler tamamen düzelene kadar sürmelidir. Tam düzelme sağlandıktan sonrada ilaçla tedaviye en az 1 yıl daha devam edilmelidir.

Öte yandan sosyal fobide yalnız ilaç tedavisi alıp herhangi bir psikoterapi görmemek sorunun ilaç edavisi sonlandırıldıktan bir süre sonra yeniden su yüzün çıkmasına neden olur. bu nedenle tedavinin ilaçla olan basamağından sonra terapi olanaklarının görüşülmesi ve terapiye başlanması önemlidir.