Kent Fobileri

Share

Tekinsiz Kent Korkuları star

Kentler antik çağlardaki şehir devletlerinin kurulmasıyla temeli atılan, ortaçağda gitgide güçlenen, 16. yüzyıldan günümüze insan topluluklarının işbölümünün artışı ile büyüyen oranlarda yerleşik hale geldiği yerleşim merkezleri.

Günümüzde tekrar mega kentler, metropoller insanları farklı şekillerde kendine çekerek hem daha güvenli bir hayat vaadederken hem de kentli bireyin gitgide daha güvensiz, risk altında ve hatta tehlikede hissettiği yerler oldu.

Fobi mantık dışı, yoğun ve kişinin hayatını olumsuz etkileyen, işlev kaybı yaratan korkulara verilen ad.

Agorafobi, açık alan korkusu, antik Yunan kentinin şehirle ilgili politik, dini, ticari her türlü faaliyetin gerçekleştiği yaşam alanı “agora”ya çıkma korkusudur. Agora – meydan- kişilerin özel alanlarından çıkıp kamusal alana girdikleri yer, başkalarının bakışlarıyla karşılaştıkları, eleştirilebilecekleri, çatışabilecekleri ya da beğenip beğenilecekleri yer, piyasa... Aynı zamanda sınırların genişlediği hatta olmadığı, ufkun genişlediği ortam. Antik çağ insanı agorada korkuyor muydu bilinmiyor ama bu kavram 1800’lü yıllarda ilk kez orta Avrupa’da ortaya atılmış. Açık alana çıkmaktan, köprüden geçmekten, hatta evden çıkmaktan korkan kentliler, kendilerini evin dışında tehlikede hissediyorlar, çıldırmaktan kontrolü kaybetmekten korkuyorlardı. Bu korkuyu yaşayanlar daha çok da kadınlardı, şiddet, istismar gibi ev içi tehlikelerden pek söz edilmiyordu o zamanlar.

Geleneksel toplumda geniş ailenin, cemaatin dışında kalmak, dışlanmak, hayatı bu kurumlar tarafından şekil verilen insan anlamı ve amacını da orada buluyordu. Dışlanma korkusu, farklı olma insanın en temel korkusuydu belki de. Delilik ve belli hastalıklar damgalandı.

Modern çağda kentlerde farklı başka korkular türedi. Devlet kurumları, bürokrasi, aile (artık çoğunlukla çekirdek aile), şirketler insana istediği hayatı veriyordu, özgürlük de bu paketin içinde sunuluyordu. Belli şeylere sahip olma, belli şirketlerde çalışma statüyü yükseltiyordu. Birey kendisine kişisel değil de toplu olarak empoze edilen idealler ediniyor ve “gibi yapıyor”du.

Kent gitgide tekinsiz bir ortam oldu. Tekinsiz Freud’un tanımlamasına göre tanıdık olmayan, evcil olmayan yani evden olmayan, dışardan olandır. Bastırılmış, çocukluktaki ruhsal yaşantımıza dair unutulmuş olan, sembolik iğdiş edilmişliğin veya korkusunun yeniden ortaya çıkıp tedirginlik, kaygı yaratması diyebiliriz. Kendi içindeki öteki, bastırılmış, kabul edilmeyen istekler, duyguların tekrar bilinç alanına çıkmaya çalışırken belki de dışardaki bir nesneye yansıtılması. Kentte bu türden çok fazla yer, grup, kişi ve durum olabilir. En iyisi kendi güvenli dünyanıza, kapıları güvenlikli sitelerinize ya da odalarınıza çekilmek.

Kentlilerde hangi korkular neden ortaya çıkıyor?

14 yıl önce yaşanan Marmara depremi hepimize doğal afet riskini hatırlattı. Bugün İstanbul’da ne kadar unutulmuş olsa da bir deprem korkusu var. Zaman zaman kendini hatırlattıkça insanın içindeki kontrol edilemeyene, bilinmez, önlenemez olana karşı hissedilen korkuyu canlandırıyor. Son zamanlarda bir de sel korkusu eklendi.

Salgın hastalıklar (SARS, HIV-AİDS, Grip) büyük kentlerde ciddi korkulara yol açabiliyor. Hatta bazen bu hastalıkların yalnız havaalanlarında bulaştığını düşünebiliriz maskeyle dolaşanların fotoğrafını görünce. Zaten hastalık bulaşma korkusu ciddi rahatsızlık yaratan fobilerden biri. Aşırı noktalara ulaştığında kişinin ve yakınındakilerin gündelik hayatını etkiliyor, aşırı titizliklere, belli yer ve durumdan kaçınmalara yol açıyor.

Çevre felaketleri, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri korkuları da gerçekçi korkular olsa da fobi şekline dönüşebiliyor.

Terörist saldırı korkusu 11 Eylül saldırısı ve sonrasında yine İstanbul da dahil büyük kentlerde yaşaşan terör saldırılarından sonra görülmeye başlandı. Büyük şehirde bilinmezin boyutu genişlediğinden, insanların aşina hissettikleri mekanlardan, kişilerden uzaklaşmaları sonucunda emniyet hissinin azalması, sürekli risk altında hissetme sonucunda belli takıntılar, kendini soyutlama gibi davranışlar ortaya çıkabiliyor.

2008-2009 küresel mali kriz sonrasında işini kaybetme korkusu da ön plana çıktı. İş, çalıştığı firma ve pozisyon kişinin kendini tanımladığı kimliğinin önemli bir parçasını oluşturuyor. İşini kaybetme geçim sıkıntısı, toplumsal statü ve güç kaybını da getirebileceği için ciddi bir risk.

Günümüz kentlerinde birey artık geniş ailenin, hatta çekirdek ailenin de dışına çıktı, başka sanal aidiyet alanları oluştu, sanal ortamda artık görüşülemeyen, hatta tanınmayan ilkokul arkadaşları da sosyallik hanelerine yazılıyor. Yalnızlık korkusu modern çağ kent insanının önemli bir açmazı. Bugün de insanın yalnız kalmamak için futbol takımları, siyasi grupları, sosyal klüpleri, akrabaları, hemşehrileri var. Bu durum insanları bazen kendi grubu içinde kapalı kalmaya, kendine benzemeyenden, ötekinden korkmaya ve onu düşman görmeye kadar götürebiliyor. Bu duyguları besleyen önyargılar ve kalıplaşmış düşünceler de ötekine yönelik hoşgörü eksikliği ve şiddeti olağan hale getirebiliyor.

Korkunun egemen olduğu şehirde kentliler ortak alanları daha az kullanmaya başlıyor, kültürel yaşamdan uzaklaşıp, kendi içlerine veya küçük çevrelerine sıkışıp kalıyorlar. Fobik kişilerin onda korku yaratan etken ya da durumla karşılaşıp bunaltı, kaygı yaşamaktansa kaçınması bu ölçekte de yaşanıyor. Öte yandan, kaçınma yapay ve sağlıksız bir denge oluşturuyor, kaçtıkça rahatsınız ama karşılaşınca yoğun korku ve sıkıntı sizi ele geçiriyor, yani başa çıkmayı öğrenmemiş oluyorsunuz.

Kentlilerin korkularının üstüne gidebilmesi için gerekli ortak alanlar gitgide azalıyor. Meydanlar yerlerini alışveriş merkezlerine, halka açık kıyılar ise yerlerini turistlere hizmet edecek “....port”lara bırakıyor. Böylece alanınız darala darala mahalleden eve, evden de odadaki bilgisayar başına kadar küçülüyor. Şimdi meydan sosyal medya, üstelik gidemeyeceğiniz etkinlik için de “katıl”ı tıklayabilir, korku içinde, rahatça evinizde oturabilirsiniz.