Kadınlarda Depresyon

Share

KADIN VE DEPRESYON: BU İLİŞKİYE DİKKAT!

Depresyon kadınlarda erkeklere göre daha sık görülüyor

Kadınlarda depresyon hangi maddi olanaklara sahip olduğuna, eğitim düzeyine veya ülkede olduğuna bakılmaksızın, erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görülüyor. Her 100 kadının 12’si, her 100 erkeğin 7’si her yıl depresyona giriyor.

 

Normal gündelik yaşamda insanın ruhsal durumu iniş çıkışlar gösterir, bu doğaldır, yani kişi devamlı ve sabit bir keyif ve memnuniyet hali yaşamaz; zaman zaman da belli derecede daha keyifsiz, sıkıntılı ve isteksiz olabilir. Ancak depresyon faklıdır. Klinik anlamda sınırları çizilmiş, kişinin gündelik hayatında kendinden beklediklerini yapmasına engel olabilen, en az iki hafta sürekli biçimde çökkünlüğun bulunduğu bir ruhsal rahatsızlıktır.

Bilindiği gibi birçok ruhsal rahatsızlıkta olduğu gibi depresyona da hem biyolojik – yapısal etkenler, hem de çevreye bağlı, önceden veya son dönemde yaşanan bazı olaylar neden olabilir. Kadınlar için de biyolojik etkenler arasında doğurganlık döneminde hormonal iniş çıkışlar, toplumun kadına dayattığı rol kalıpları ve istismar, şiddet gibi etkenler görülme sıklığını arttırabiliyor.

Kadınların depresyon oranlarının artışı ergenlik dönemine denk gelir. Burada sadece hormonlar devreye giriyor diye düşünmek yetmez, aynı dönemde genç kızlar üzerindeki baskıların artması, sokakta arkadaşlarıyla oynamak, küçük olduğu için ailede daha çok ilgi, sevgi görmek, ev işlerinin yaptırılmaması gibi daha önce sahip olduğu bazı özgürlüklerin elinden gitmesi, evden çıkamama, arkadaşlarıyla görüşememe, giyim kısıtlamaları da geliverir aniden. Adet görmeye başlayan genç kızda hormonların hassaslaştırıcı etkilerine eklenen kısıtlamalar ve kaybedilen güvenli çocukluk yıllarının yası depresyona yatkınlığı arttırır. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her on kadından 3’ten fazlası fiziksel şiddete, her beş kadından biri tecavüze veya tecavüz girişimine uğruyor. Erişkin kadınların ev ve işte çifte mesai yapması, maddi kayneklara daha zor ulaşması, ailede hem küçüklerin hem de yaşlı ve hasta olanların bakımından sorumlu olması büyük bir yük oluşturuyor.

Ülkemizde birçok ailede varolan gelin- kaynana sorunu da hafife alınmaması gereken bir kadın sorunu. Toplumda belli kesimlerde kadınların tüm yaşamlarının kontrol edilmesi işini ne yazık ki yine farkında olmadan kadınlar üstleniyor ve bu durum kuşaktan kuşağa aktarılıyor.

Kadınların depresyonu ile erkeklerin depresyonu arasında ne gibi farklar var?

Aslında her bireyin depresyonu bazı ortak özellikler taşısa da, bazı ayrınıtlarda herkesin depresyonu kendine özeldir. Herkesin kendi geçmiş hikayesi, dünyayı tanıma deneyimleri, kalıtımsal yapısı ve hassasiyetleri farklı olduğundan depresyonunu yaşama şekli ve sözlü ya da sözsüz dile getirme şekli farklıdır. Aynı şekilde aslında kadın ya da erkek, kültürel açıdan faklı çevrelerden gelenlerin depresyon ifadeleri farklılık gösterebilir.

Öte yandan kadın ve erkeklerde her zaman olmasa da oldukça sık şekilde rastladığımız bazı farklar var. Bunlar araştırmaların sonucunda elde edilen bilgilere dayanıyor.

Erkekler depresyon geçirdiğinde genellikle bu durumu açıkça dile getirmekte zorlanıyorlar. Özellikle de depresyonun duygusal yönünü, üzgün, karamsar, sıkıntılı olduklarını açıkça ifade etmek yerine daha çok işteki performans sorunlarından, dikkat dağınıklığından, sinirlilikten söz ediyorlar. Ayrıca alkol kullanmayı sıklaştırıp arttırabiliyorlar, daha kavgacı olabiliyor, hızlı ve tehlikeli araba kullanma eğilimine girebiliyorlar. Kendilerin aşırı derecede işe veya cinselliğe vermek de bu depresif duygulardan uzaklaşmak için bir çeşit başa çıkma mekanizması haline gelebiliyor ama sorunu çözmüyor. Yakınlarına açılmaktansa içe kapanabiliyorlar.

Kadınlarda eğer eğitim düzeyi düşükse depresyonun bedensel olarak ifadesi ağırlık kazanabiliyor. Bunun bilinçlı olarak yapıldığını söylemiyorum. Kişi farkında olmadan belirtiler bu şekilde ortaya çıkıyor. Eğer o ortamda bedensel hastalıklar daha fazla dikkate alınıyorsa, kendi duygularına yönelik farkındalık zayıfsa duygular ve düşünceler algılanıp söze dökülmektense adeta kısa devre yaparak bedene naklediliyor.

Kadınlarda atipik depresyon denilen fazla uyuma ve fazla yeme ve ilişki sorunlarına hassasiyet de erkeklere göre daha sık görülen bir durum.

Kadınlar depresyonlarıyla ilgili neden sorulduğunda ilişkilerdeki sorunlar ve yakın birinin kaybından daha fazla söz ediyorlar; erkeklerse daha çok iş ve maddi sorunları bildiriyor.

Kadınlardaki hormonal değişiklikler olduğunda, adet dönemi, gebelik, lohusalık gibi ruhsal durumunda ne gibi değişiklikler oluyor?

Adet öncesi gerginliği bazı kadınların yaşadığı sıkıntılı bir dönemdir. Bu günlerde kadınlarda hem bedensel hem de ruhsal olarak gerginlik belirtileri görülür. Fazla yeme, kolayca duygusal iniş çıkışlar gösterme, ağrılar, şişkinik ortaya çıkar. Aslında bu sıkıntılar depresyondan çok anksiyete dediğimiz kaygı ve endişe haline daha çok uyar. Ancak kolay ağlama ve isteksizlik de depresyona benzer.

Gebelikte kadında özellile doğum ve bebeğe ait bazı endişelerortya çıkabilir, ama önceden başlamış bir depresyonu varsa ve tedaviyle düzelememişse devam eden depresyon kadının ve bebeğin sağlığını tehlikeye atabilir. Bu nedenle mutlaka bir ruh sağlığı birimine veya psikiyatra başvurulması gereklidir. Buu konuda anne adayını takip eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanının da bu konuda dikkatli olması önemlidir.

Galiba lohusalık dönemi kadının depresyona en fazla yatkın olduğu dönem. Bu konuya ünlü kadınlar da dikkatimizi çekti. En son Elif Şafak, Brooke Shields. Siz neler söyleyebilirsiniz?

Doğum sonrası depresyonundan önce aslında doğum yapan annelerin yaklaşık % 80’inde görülen annelik hüznü denen bir tablo görülür. Bu daha hafif ve kısa süreli, bir durumdur. Hatta annenin bebeğine ilişkin kaygıları, adeta gözünün bebekten başka birşeyi görmemesi, aşırı derecede titiz ve koruyucu olması bir bakıma yeni dünyaya gelmiş ve ilk günleri ancak kendisine bu derecede odaklanmış annesinin ilgisiyle atlatabiecek bebeğn yararına olduğu da söylenebilir. Tabii bu belli bir aşırılığa ve sürekliliğe gitmemek koşuluyla. Bu annelik hüznü en fazla birkaç hafta içinde düzelir.

Burada annelik hüznünün depresyona dönüşmemesi için ailenin, başta da babanın üzerine düşen konular var:

-         ilk günlerde anneyi yalnız bırakmayıp özellikle dinlenmesini ve uykusunu almasını sağlamak

-         anne ve bebeğin etrafında stresli durumlar yaratmamak

-         onlara sevgi, ilgi ve desteği açıkça göstermek

-         tabii uygun beslenmeyi sağlamak.

Eğer doğum sonrası depresyonu gelişirse annede içe kapanma, bebeğe bakmak istememe, aşırı yorgunluk, ağlamalar, uykusuzluk, kendine ve sağlığına dikkat etmeme görülür. Bu durumda eğer psikiyatrik bakım ve tedavi uygulanmazsa, çevre desteği olmazsa hem anne hem de bebek için tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Annenin kendine ve bebeğe zarar vermesi riski olabilir.

Elif Şafak’ın Siyah Süt kitabında çok güzel anlattığı gibi eskiler aslında bu olasılıkları bilip belli önlemler alıp, özellikle lohusayı yalnız bırakmazlar. Annelik yalnız büyük bir mutluluğun, bir başka ( o sırada ne kadar başkadır o da ayrı!)varlıkla bütünleşmeyi değil aynı zamanda kuşkuların, tedirginliğin ve depresyonun da yaşandığı bir dönem olarak kabul edilmeli ve bu sorunlar gözardı edilemeli gerçekten de.

Ünlü ve “yazan” kadınların bu dönemi yazmalarının doğum sonrası depresyonun farkına varılmasına ve birçok kadının doğru şekilde yardım almasına olanak tanıdığını düşünüyorum.

Kadınlardaki depresyonun bir hastalık olmanın ötesinde anlamları var mı, nasıl sonuçlar çıkarmalıyız?

Herşeyden önce toplum olarak kadındaki depresyona hormonlar dışında zemin hazırlayan etkenlerin ortadan kaldırılmasına çalışmalıyız. Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi dünya çapındaki kuruluşların websitelerine girildiğinde bazı sorunların resmi olarak da kabul edildiğini görebilirsiniz.

Kız çocuklarının eşitliğinin önündeki engellerin kalkması için eğitimi, güçlenmesi, şiddetin her türlüsüyle mücadele edilmesi çok önemli. Yoksulluğun da kadınların ve bununla bağlantılı olarak çocukların her türlü kaynağa ulaşımını, sağlığa erişimini, kendini ifade etme ve geliştirmesini engellediğini biliyoruz.

Bunun dışında bireysel olarak depresyon bazen kişinin hayatında bir dönüm noktası olabiliyor. O zamana kadar sorgulamadığı birçok şeyi sorgulayıp kendisi, seçimleri üzerinde daha çok kafa yoruyor, yardım alıyor. Eğer “doğru” başa çıkma yöntemlerini kullanırsa, destek görür, yardım alırsa ondan sonraki yaşamında daha olumlu bir döneme girebiliyor.