Hastalık Fobisi

Share

Hastalık korkusu nedir?

Hastalık korkusu, hasta olmak, hastalığa neden olacak mikrop kapmak ile ilgili mantıklı olmayan, orantısız korkuya denir. Bu fobisi olanlar genellikle hastalık etkenlerinden, mikroplardan uzak durmak için aşırı tedbir alırlar, titzlik davranışları gösterirler, belli yerlerden kaçınabilirler. Bu durumda hastalık korkusu obsesif kompülsif bozukluk denilen aşırı derecede temizlik veya kontrol takıntısı gösteren ruhsal rahatsızlıkla içiçe geçebilir.

Hastalık korkusunun hipokondriya ( sağlık anksiyetesi) yani aşırı evham ve her an bir yerinde bir hastalık çıkacağından endişe edip doktor doktor dolaşma durumundan farklı olduğunu belirmek gerekir. Hastalık fobisinde kişi ya bir hastalığım olursa diye aşırı tedbirler alır, hastane ortamlarından ve tıbbi müdahalelerden kaçınırken hipkondriyak olanlar hastane ve doktorlara sık sık gider ve birçok tetkik yaptırabilirler.

Belirtileri neler?

Kişi hastalığa neden olabileceğini düşündüğü ortam veya etkenlere maruz kaldığı sırada yoğun ve kontrol edilmesi zor bir kaygı duygusu hissederler.

İnsan kaygı duyduğunda hem zihninde hem de bedeninde bazı şeyler hisseder. Zihninde korku, panik, kötü birşey olacak, hastalanacak, hatta hayatını kaybedecek, kontrolünü kaybedecek, bayılacak, boğulacakmış gibi hisler ortaya çıkar. Bedeninde de bu anksiyetenin fiziksel – bedensel belirtileri oluşur.

Hastalık korkusunu günümüzde arttıran etkenler var mı? Örneğin sağlıklı yaşam merakı veya takıntısı?

Refah düzeyi artıp, sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenmeyle ilgili yayınlar ve uyarılar arttıkça toplumda hastalanma, sağlığını kaybetme korkusu da artış göstermeye başlıyor. Hindistanın yoksul bir bölgesinde yaşayanların A. B.D.de yaşayanlara göre hastalıktan daha az korktukları bildirilmiştir.

Bazı gıdalardan kaçınma, yeme içme veya egzersiz konusunda aşırı takıntılı olma bu tabloyu tamamlar. Bu düşünceler ve korkular kişinin gündelik faaliyetlerini olumsuz etkiliyorsa bir fobinin ortaya çıktığını gösterir.

Hastaların ortak özellikleri neler?

Bu kişiler genellikle hasta olma veya hastalık kapma konusunda gergin, kaygı seviyesi yüksek, kendini korktukları duruma göre ayarlayan, dikkatlerini yine hastalığa neden olabilecek durumların sürekli gözden geçirilmesine veren bireylerdir.

Hastalık fobisi ne sıklıkta görülür?

Toplumdaki kişilerin % 11’inde özgül fobiler (belli bir konuyla ilgili korkular) görülüyor, Ülkemizde 1998 yılında yapılmış olan kapsamlı taramada tüm fobilerin son 1 yılda görülme oranının % 4.2 olduğu görülmüş. Hastalık fobisinin toplumdaki sıklığıyla ilgili bir sayı vermek şu an zor.

Çok şiddetli olup, günlük işlerini, mesleki veya sosyal ilişkilerini ciddi zarara uğratmadığı sürece hem genelde fobiler hem de hastalık ve kan-yaralanma fobileri olanlar tedaviye başvurmuyorlar ve durumlarını hastalık olarak kabul etmiyorlar. Bu nedenle rakamlar olduğundan daha az gibi de görünebilir.

Kan ve yaralanma fobisi hakkında da bilgi verir misiniz?

Kan görünce rahatsız hissetme, halk arasında “kan tutması” olarak adlandırılan bu durumda kişi bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi, çarpıntı yaşıyor. Hatta gerçekten de bayılması söz konusu olabilir.

Kan, fiziksel engel, sakatlık, kaza, yaralanma sahneleri, iğne olma, laboratuarda kan aldırma, diş çektirme veya benzer küçük tıbbi müdahalelerden de kaçınma görülür.

Hastaneye, hasta ziyaretine gitme, TV ve sinemada tıpla ilgili sahnelere ( ameliyat, yaralıya müdahale, doğum vb) bakamazlar. Kan, hastalık, ameliyat, ölüm anı gibi konular anlatıldığında dineleyemezler.

Bu grupta kan , hastalık, yaralanma ile ilgili görüntüyle karşılaşıldığında önce kalp atımı hızlanır, birkaç saniye içinde ise kalp hızı yavaşlar. Bundan sonra tansiyon düşmesi, aniden ter basması ve baygınlık görülebilir.

Bu durum genellikle kimlerde görülür?

Tüm özgül fobilerde olduğu gibi hastalık ve kan- yaralanma korkusunda da tek bir neden yoktur. Bazen çocukluk veya ergenlik döneminde yaşanmış bir hastalık, ameliyat gibi bir olaydan, ya da aşırı evhamlı bir ebeveynden etkilenme söz konusu olabiliyor. Bu grup fobi kalıtsal (genetik) yüklülük açısından en fazla araştırılanı.

Başlangıç çocukluk veya ergenlik döneminde olabildiği gibi erişkin yaşta da olabilir.

Kan-yaralanma ve hastalık korkuları başka bir anksiyete bozukluğu, yani özellikle panik bozukluğu, agorafobi, obsesif kompülsif bozukluk ( şiddetli takıntı ve buna bağlı davranışlar) travma sonrası stres bozukluğu veya depresyonla aynı zamanda görülebiliyor. Bu olgularda durumun ciddiyeti artıyor.

Sağlıla ilgili tıp, hemşirelik gibi mesleklerle ilgili eğitim döneminde kan veya yaralı görüldüğünde fenalaşma olaylarıyla kaşılaşılır. Genellikle kişi bu ortamlara alıştıkça rahatlar.

Kişi ne zaman tedaviye başvurmalıdır?

Tüm anksiyete bozuklukları ve fobilerde olduğu gibi br yeti kaybı yani kişinin gündelik işlev ve faaliyetlerinde bir bozulma varsa mutlaka bir ruh sağlığı kurumuna veya ruh sağlığı uzmanına başvurmak gerekir. Öte yandan, yine kaçınmalar kişinin hayatını kısıtlıyorsa, iş veya sosyal yaşamında gereken veya yapmak istediği şeyleri yapamıyorsa, ya da ancak alkol veya reçetesiz rahatlatıcılarla yapabiliyorsa yine tedaviye başvurmalıdır.

Tedavinin önünde engeller var mı?

Evet, bu kişiler hastane ortamlarından kaçtıkları için tedaviye başvurmaları zor olur. Eğer eşlik eden depresyon ya da başka bir ruhsal bozukluk varsa sıkıntı artacağından başvuru artıyor.

Hastalık ve kan- yaralanma korkusunun tedavisi nasıl yapılıyor?

Tabii tedaviden önce korku, düşünce, davranış ve kaçınmanın incelenmesi korku nasıl başladı, hengi durumlarda artıp, azalıyor, belirtilerin şiddeti, sıklığı, kaçınma düzeyi nedir bunlar belirlenir.

Tüm hastalıklarda olduğu gibi bu fobide de kişiye önce hastalık ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi vermek çok önemlidir.

Bu fobide de diğer fobilerde kullanılan dereceli alıştırmalar, aniden yüzyüze bırakma, düşüncelerin irdelenmesi ve iç diyalog denilen kaygı yaratan düşüncelerle mücadele eden yeni düşüncelerin üretilmesi gibi yöntemler kullanılmakta.

Alıştırmalar genellikle hastane bekleme salonunda yapılır, ancak bu hastalarda da bağışıklık sistemini zayıflatan başka bir tıbbi hastalık olmadığından emin olmak gereklidir.

Yardımcı yöntemler olarak da bu tür bir durum veya konuyla karşılaştığında yavaş ve derin olarak doğru nefes alıp verme ve vücuttaki bazı ana kas gruplarının önce yavaş yavaş kasılıp daha sonra da gevşetilmesi esasına dayanan gevşeme teknikleri ve hayali olarak korkulan durumu yaşama ve başa çıkma gibi yöntemler kullanılıyor.

Bir de tedavilere beklenen cevabı vermemiş, kişiler arası ilişkilerde yaygın sorunlar yaşayanlarda psikanalitik psikoterapiler yararlı olabiliyor, çünkü kökeni anlaşılmadıkça bazen bir belirti düzelmiş görünse de, başka br belirtiyle yer değiştirebiliyor. Bu tür psikoterapiler ise genelde uzun süreli ( birkaç yıl) ve sık seanslarla ( en az haftada bir) yürütülüyor.

Tedavi ne kadar sürüyor?

Özgül fobide, başka bir ruhsal sorun eklenmemişse davranışçı tedaviden bazen tek seansta bile yararlananlar oabiliyor, ancak çoğunlukla bir veya birkaç ay sürüyor.

İlaç kullanılması gerekiyorsa antidepresanlar ve gerekiyorsa kısa süreli de olsa anksiyete giderici, sakinleştiriciler de eklenebiliyor. Bu ilaçlar belli bir süre ( en az 6 ay) düzenli kullanılmazsa, yalnız korku yaşandığında alınırsa yararlı olmaz, çünkü bu ilaçların kandaki miktarlarının belli bir düzeyde olması gerekir. Bu nedenle anksiyete bozukluklarında da etkili olan antidepresanların yararlı etkileri ancak üç hafta sonra ortaya çıkıyor.

Tedavi hastanın durumuna göre 6 ay – 1 yıl kadar sürer, bazı durumlarda bu süre daha uzun olabilir.

Tek başına psikoterapiyle fobilerin tedavisi mümkün mü?

Eğer şiddetli yeti kaybı ve ek anksiyete bozukluğu, depresyon veya alkol ilaç kötüye kullanımı yoksa mümkündür.

Örnek:

Bn. A, 32 yaşında, başvurduğunda allerji olacağı korkusuyla birçok şeyden, iğne olmak, ilaç almak, iğne yapılan ortamlar, saç boyatmak, dışarıda bir şey yemekten kaçınıyordu.

Bir hastanede yardımcı personel olarak çalışıyormuş.

Başvurusundan 2 yıl önce penisilin iğnesi yapıldığında allerjik bir reaksiyon göstermiş. Testlerde de allerji saptanınca allerji olup ölmekten korkmaya başlamış. Bu nedenle çalıştığı hastanede penisilin olmasa da herhangi bir iğne yapılırken o ortamda duramıyor, enjektör tutamıyormuş. Penisilin olmasa herhengi başka bir ilaç da alamamaya başlamış. Daha sonra çevreden duyduklarıyla saç boyasında, makyaj malzemelerinde, dışarıda yenen neredeyse tüm gıdalarda allerji yapabilecek maddeler olduğunu düşünmeye başlamış. İşte ve evde ciddi sorunlar yaşıyormuş.

Korkusu nedeniyle işini bırakmak zorunda kalmış, aşırı tedbirleri yüzünden aile bireyleriyle de çatışmalar oluyormuş. Bu dönemde tedavi için başvurdu; aşırı endişesi alıştırma tedavilerine uymunu imkansız hale getirmişti. Bu nedenle hem ilaç hem de alıştırma tedavileri yürütüldü. Bunun sonucunda hastane ortamına iğnelerden uzak durma koşuluyla girebiliyor, dışarıda yemek yiyip, saçını boyatabiliyor, makyaj yapabiliyor. Bir firmada yemekhanede işe başladı.

Kimler için kan, iğne fobisi risk yaratır?

Sürekli olarak kendine iğne ile insulin yapması gereken Diyabet hastaları için bu durum önemli risk yaratır.

Ayrıca sağlık personeli olarak çalışan kişilerde ciddi mesleki işlev kayıpları ortaya çıkabilir.

Hipokondriya ( sağlık anksiyetesi) ile ilgili bazı kısa bilgiler de verelim:

Bu kişiler sağlıklarıyla ilgili aşırı endişelidir. Başağrısı onlara en kötü olasılığı düşünüdürür, vücudun herhangi bir yerindeki bir sertlik hissi yine en ağır hastalıkları akla getirir.

Doktora başvuran kişilerin en az % 7-8’ini bu grubun oluşturduğu bildirilmiştir.

Ayrıca sağlık hizmetlerinde yaptıkları harcamalar ortalama bireyin 10-13 katıdır.

Tabii ki bu kişiler doktora başvurduğunda hastalık olasılığı akla gelerek gerekli inceleme ve muayeneler yapılır, ancak tekikler muayenede görülen olasılıklara göre sırayla yapılır. Hemen en ileri tekiklerin yapılması uygun değildir, hem hastanın evhamını arttırır, hem de sağlık sistemini gereksiz bir yük altına sokabilir.

Bu grup Psikiyatri uzmanına başvurmaz. Yakınmalarının fiziksel olduğunu düşünür ve psikolojik bağlantıları kurması zordur. Bu nedenle genel tıp branşlarında eğer herhangi bir hastalık bulgusu olmadığı halde kişi rahatlayamıyorsa mutlaka bir ruh sağlığı kurumuna yönlendirilmelidir.