Psikanaliz Nedir?

Share

Psikanaliz sözcüğünü ilk kez Sigmund Freud 1896 yılında yayınladığı bir yazıda Fransız Nöroloji Dergisinde kullandı. “Analiz” aslında laboratuarda yürütülen kimyasal ayrıştırma, çözümleme, çözme anlamında kullanılmaktaydı. Freud da analizin ruhsallığın, belirtinin ve ona bağlı karmaşanın çözümlenmesi işi olduğunu ve bir kimyagerin yaptığı işe benzediğini söyledi.

Freud 1922’de psikanalizin üç boyutu olduğunu öne sürer:

            “diğer yöntemlerle ulaşılamayan zihinsel süreçleri araştırmakta kullanılan bir yöntem”

            “bu araştırmayı temel alarak belirtinin tedavisinde kullanlan bir yöntem”

            “bu yolla elde edilen ruhsallıkla ilgili kavramlardan oluşan bir bilgi birikimi”.

Freud ayrıca psikanalizin vazgeçilmez özellik ve koşullarını da çocuksu cinsellik ve bilinçdışının kabulu, uygulama sırasında analizanın (analiz olan kişini) serbest çağrışım ile zihninden geçenleri sansüre tabi tutmadan söylemesi ve analistin de onu dalgalı dikkat ile dinleyerek bu materyali akatarım ve karşı aktarım açısından analiz etmesi olarak sıralamıştır.

Günümüzde psikanaliz insana, gruplara, topluma, yaratıcılık ve sanata dair söylenebilecekler için önemli bir temel oluşturmaktadır. Psikanalizin psikoloji, psikiyatri, sinirbilim, sosyoloji, felsefe, dilbilim, antropoloji ile yakın bağları olmakla birlikte kendi özgün yöntem ve uygulamaları çerçevesinde varlığını birçok alanda sürdürmektedir.

Resmi olarak 1910’da, gayrı resmi olarak ise 1900’lerin başında fikren Freud ve arkadaşları tarafından kurulan Uluslararası Psikanaliz Birliği’nin bugün ilgilendiği alanların çeşitliliği de psikanalizin geldiği noktayı ve yaygınlığı gösermektedir.